Çift olurken kaybettiklerimiz
Hem yalnızlığa hem de özgürlüğe veda etmek üzerine…
İmzalı ya da imzasız, birlikte yaşama macerasına girişmiş olan tüm çiftlere gelenek ya da âdet diye dayatılmış olan özgürlük budayıcısı mevzuların idrakine davet çağrısıdır:
Eşimizi bulduktan sonra belki yalnızlığa veda ediyoruz ama bu uğurda bambaşka özgürlüklerimizi de farkında olmadan kaybediyoruz.
Tek eşlilik ve seks ile ilgili ‘vazgeçilen’ şeyler değil burada değinmek istediklerim. Keza bunları bırakırken bilinçli ve farkında olarak bir tercih yapıyor insanlar, bazıları da yine bilinçli olarak bu tür vazgeçişleri reddediyor olabilirler. Ama ilişkinin başında, yanımızdakinin elini tutma heyecanı içindeyken o anda düşünemediğimiz ve sonra daha biz farkına varamadan yitirdiğimiz gündelik ama önemli özgürlüklerimiz var asıl maalesef…
Sevgilimizi kazanırken kaybettiğimiz bireysel odamız…
Kendi kendimize takılabildiğimiz, ışığını, camını ya da klimasını kendi keyfimizce açıp kapatabildiğimiz, düzenine ya da dağınıklığına tamamen kendi keyfimize göre karar verdiğimiz yatak odamızın; çift olduktan sonra bedelsiz bir ‘paylaşımlı oda’ya dönüşüne tanıklık ediyoruz. Üstelik de belki yıllar boyu kardeşlerle ya da ev arkadaşları ile paylaşmak zorunda bırakıldığımız odalarımızdan sonra, belki ekonomik özgürlüğümüzü de elimize almışken ve tam da bu sayede kendi yaşam alanımızı kurabilecekken…
Savaşlarda yaşanan toprak kayıpları gibi, bir aşkın fethinden sonra da kimin evine (ya da yeni bir eve) geçildiğine bakılmaksızın, aslında iki tarafın da karşılıklı vaz geçtiği, metrekare büyüklüğü hiç önemli olmayan bu oda, bir çift olarak çıkılan yeni yolda yaşanan ilk ve önemli bir kayıp olarak çiftin tarihine yazılıyor.
Yalnızlık modundan, Aşk Yuvası’na geçerken; 4+2 evlerde yaşayacak zenginlikte değilsek; tıpkı salon, mutfak, banyo gibi yatak odamız da mecburen paylaşmaya açılacak elbette. Ben de bu mecburiyeti kabul etmek değilse bile kabullenmek durumundayım. (Ama özgürlük için yeterince büyük bir evimiz olduğunda kaybettiğimiz odalarımızı geri kazanıp kapılarına bireysel bayraklarımızı asmak için eşimle tüm planlarımız hazır!)
Peki yatak odamızı paylaşırken neden yatağı da bu paylaşıma ortak ettik?
Odanın ardından, bireysel yatağımız da kaybedilenler listesinde üst sıralarda yerini almıştı…
İzlediğimiz romantik film sahnelerinin vazgeçilmez sahnesi çift kişilik yataklar… (romantik film dedim, başka yöne çekilmesin lütfen bu sahneler!) Her zaman arka fonda güzel aşk şarkılarının çaldığı, çiftlerin birbirine sarılarak mutlulukla uykuya daldığı, sevgilisi yanında uyurken, yanı başında uzanmış, kolunu başına destek yapıp hayranlıkla onu izleyen muhteşem eşler, sabah uyandığında -işe geç kalma kaygısı hiç olmadan- yanındakini öpüp ona sokularak biraz daha uyumaya devam edenler, — ve de bir ayrılık anında siyah beyaz ya da yavaşlatılmış kareler ile bunların tekrarları…
Tamam tamam – tüm çiftler olarak hepimiz ilk yıllarımızı tüm bu güzel filmlerde gördüğümüz romantik sahneleri canlandırarak yaşıyoruz, kabul ediyorum. Peki ya beş yıl sonra?
Ya da gitmeyin beş yıl ileri; şanssız bir çifti düşünelim. Daha ilk haftasında sevgilisinin yanında uyurken Leonardo da Vinci’nin çizdiği Vitruvius Adamı gibi yattığını fark eden zavallı şahıs ne yapacak? Sanata ve sanatçıya duyduğu saygı ile yatakta ondan boşta kalan kısımlara mı yerleşmeye çalışsın yoksa Allah yarattı demeden yanındakinin uykuda olmasından istifade, onu yataktan sınır dışı mı etmeye çabalasın? Uykusuna 12 yönünde başlayıp, gecenin ilerleyen saatlerinde dönerek kendini akrep ve yelkovan zanneden şahsın yanında uyumaya çalışan masum eşinin suçu ne? Bu tür eşlerle yatağı paylaşmak uyku haklarına aykırı değil mi?
Bakmayın siz çift kişilik yataklara King, Queen gibi isimlerin verilmesine; bunların hepsi tebaayı kandırmaya yönelik pazarlama hileleri. Zira kraliyetlerde kral ve kraliçenin sadece yatakları değil yatak odaları bile ayrı çünkü.
Soğuk kuzey ülkelerinde yaygın olan ve günümüz çiftleri ile Amerika ve Avrupa kıtalarını etkisi altına alan “yatak boşanması” kültürünün, rahatına düşkün yeni nesiller ile birlikte, Orta Doğu ve Balkanlar’da da yaygınlaşabileceğini öngörüyorum.
Yastığı yıllar içinde kurtarabilmiştik belki ama yorgan hala kayıplar arasındaydı…
Oda gitti, yatak gitti… Hepsini anladım da yorgandan ne ara vazgeçtik?
İşte bu, fakirlikle açıklanabilecek bir şey değil; bireysel huzuru ve güvenliği hiçe saymak demek! İki yorgan alamıyorsak, keselim şu çift kişilik yorganı ortadan ikiye (ya da cüsseler orantısında) ve herkes kendine ait olan yorganın altında dilediğince takılsın.
Yanımızdaki kişinin uyurken yorgana kürk misali sarılmasıyla kendimizi gece açıkta kalmaktan korumak için, uyumadan önce yorganın kenarlarını popomuzun altına sıkıştırmak gibi ilkel taktikler geliştirmek zorunda kalmayalım artık… Lütfen.
Yemek üzerine de yemin ettik mi iki arada bi’ derede?
Yatak-yorgan-Sakarya derken, çift olacağız diye yemek konusunda da bireysel özgürlüğümüz kayıp gidiverdi avuçlarımızdan…
Eşimizle iyi günde kötü günde hastalıkta ve sağlıkta dediğimiz gün, aynı saatte acıkma sözü de vermiş miydik o anın heyecanıyla farkında olmadan acaba?
? Evliliklerde 16/8 IF yaparken eşinden farklı saatte yemeye başlamak ve bitirmek caiz miydi yoksa ilişkiye halel getirir miydi?
? Sevdiğimizle aynı saatte acıkamıyorsak, acaba bizim sindirim eşimiz olmayabilir mi çok sevdiğimiz insan?
? Sırf mutlu aile tablosunda güzel akşam masalarına oturacağız diye, acı acına sofra saatini beklemek ya da tok olduğun halde yemek zorunda hissetmek biraz saçma değil mi düşününce?
? Peki evde tavuk varken sizin canınız o gün kebap çektiyse ve bu isteğinizi sipariş vererek gerçeğe dönüştürmek isterseniz, bu durum sıcak ya da soğuk bir savaş sebebi sayılır mı?
Çiftlerin dışarıda yemek yemeyi neden sevdiklerini sanırım biliyorum – çünkü o akşam herkes ne isterse onu yiyebiliyor! Belki sınırsız değil ama opsiyonlu bir menüde bile ufak bir özgürlük hissi tatlı bir meltem gibi geliyor insana… Yükselen bireyselcilik ile tek kişilik paket yemekleri de yaygınlaşmaya devam ediyor ve artık çiftlerden biri zevkle etini yerken diğeri salatasıyla mutlu olabiliyor. İnanabiliyor musunuz?
Bu! Daha! Başlangıç! Mü-ca-de-le-ye devam!
(Not: Yoğun çalışma temposundaki çiftlere bu başlıkta değinilmemiştir.)
Sevdiğiniz insanın yanında bonus olarak gelen diğer tüm ‘sevilesi’ insanlar
Tamam hayalinizdeki insanı buldunuz ve deliler gibi seviyorsunuz, ne mutlu! Fakat ya bu sevdiceğinizle gelip hayatınıza giren tüm o aile, akraba, arkadaş, eş, dost için vaziyetleriniz nasıl? Şayet birisini gerçekten sevdiyseniz ona dair tüm geçmişi, bugünü ve hatta geleceğindeki herkesi sevmeniz beklenebilir. Sahiden mi?!?
İki tarafın ‘da’ sevmediği kişiler ile ilgili aralarında minik ve zararsız dedikodular yapmak, tabiri caizse diğerlerini ‘gömmek’ bazı çiftler için keyifli bir aktivite olabilir. Lakin partnerinizin çok sevdiği fakat sizin bir türlü ısınamadığınız, hoşlaşmadığınız, belki bazen hiiiç hazzetmediğiniz akrabalar ve arkadaşlar varsa, işte o zaman nahoş durumlar oluşabilir.
Bir ilişkide “Ben bu kişi(ler)den hoşlanmıyorum, programına beni dahil etme” demek ilişkinin ray hatlarında paslanma yaratır mı?
Yetişkin insanlar olarak kimlerle ne zaman görüşeceğimizi özgürce seçebilmek ve bunu karşı tarafa saygı çerçevesinde söyleyebilmek neden bazen zor olur?
Birçok çiftte gözlemlenmesi muhtemeldir ki; istemediği halde bir ortamda bulunan taraf, zaten orada olmak istemediğini -istemeden de olsa- kaşı gözü veya sözü ile yansıttığı için, taraflar arasında -bazen insanlar önünde- tartışmalar çıkabilmekte. Halbuki orada olmak istemeyen taraf hiç gelmemiş olsa idi, her iki taraf da kendi yerinde çok daha mutlu olabilecekti.
Eşlerin, sevmedikleri tanıdıklar ile görüşmeme haklarını kullanma taleplerini dürüstçe karşı tarafa baştan iletmeleri ve bu özgürlük pazarlığı kapsamında, karşı tarafı da onun istemediği bir durumdan azat etmeleri hakkaniyetli bir anlaşma olacaktır.
Mamafih -henüz bir yılını doldurmamış çiftlerde- bu mevzu üzerine anlaşma yaparken, bir yandan da sevme/sevmeme kriterlerinin dikkatlice analiz edilmesi; farklılıkların ortaya çıkmasında ve çiftlerin gelecek yıllarının (ayrı ya da birlikte) kurtarılması açısından oldukça önemli bir rol oynayacaktır.
Tatil hayalleri
İlişkilerimizde en keyifli zamanlarımız muhtemelen tatil anlarımızdır. Özellikle birlikteliğin ilk yıllarında yapılan tatiller aşkın mesaisi sayılabilir. (Burada fazla mesai şakası yapasım geldi ama yapmayacağım.)
Ancak yıllar geçtikçe, tarafların zamanla hayattan olduğu gibi tatillerden de beklentileri -sürekli olmasa da belli dönemlerde- değişebilir. Bir taraf huzurlu bir ortam ararken, diğer tarafın maceracı ve aksiyon dolu beklentisi çakıştığında, o tatili planlamak bile meclis tartışmasına dönüşebilir. E herkes kendi tatilini yapsın o zaman – desek?
Kuzey ülkelerinin normali olan, günümüzde Avrupa ve Amerika’da da sıkça yapılmaya başlanan “bireysel tatil” kavramı, maalesef bizim ülkemizde hala bir dedikodu malzemesi olma riski taşımakta. Çiftlerden biri kendi başına tatile çıkarsa, başta geniş ailelerde başlayan kaygı dalgası, eş dost çevrelerinde “Hmmm, duydun mu falanca kendi gitmiş tatile, son dönemde epey ayrı takılıyorlar zaten, ayrılacaklar herhalde…” gibisinden magazin haberleri kahveler eşliğinde ortama sunulabilir.
Oysa tatil denilen şey, sadece bedenin değil zihnin de dinlenmesidir ve çiftlerin kalpleri bir olsa da zihinleri birbirinden tamamen bağımsız çalışır; e haliyle bu ayrı zihinlerin dinlenmeleri için de farklı mekanlara ihtiyaç vardır. Keza hobiler, ülkeler veya konaklamalar bile çiftler arasında özgürce ayrı ayrı seçilebilmeli ve tatilden bireysel olarak maksimum fayda sağlanması amaçlanmalıdır. Yoksa bir aylık maaşı bir haftalık tatilde harcayabilmenin motivasyonu nasıl olabilir ki? Keşke insanlar eşlerine dönüp “nereye gidelim bu sene” diye sormadan evvel, “ben ne istiyorum bu sene?” diye kendilerine sorsalar…
Mahalle baskısına boyun eğmeyip, valizini kaptığı gibi kendi tatiline çıkan tüm cesur çiftlere iyi yolculuklar diliyorum.
Eşime…
Yazımın sonunda yazmazsam olmaz elbette… Geçirdiğimiz yirmi yılı aşkın süredir yukarıda saydığım tüm başlıklarda bana sonsuz özgürlük sunan ve aynı özgürlüğe sahip olduğu için bana da her zaman teşekkür eden sevgili eşime ben de buradan teşekkür etmek istiyorum…
*