Hedef
Robin Sharma’nın Ferrari’sini Satan Bilge isimli kitabında şöyle bir söz geçiyordu:
“Yaşamdaki hedefini ortaya koy.
Sen bunu yaptıktan sonra, bu hayalleri gerçeğe dönüştüren doğal kuvvetler iş başına geçer.”
Bu cümleleri okuduğum anda bir anda içimde tuhaf bir his daha doğrusu hisler oluştu. Aynı anda hem çok mutsuz hem de çok umut dolu bir an yaşadım. Aynanın karşısına geçip kendi gözlerime bakarak bunu tekrar tekrar okudum. Sanki hem anlıyor hem de ne dediğini tam olarak kavrayamıyor gibiydim…
(Belki yazarak daha iyi anlarım diye geldim.)
Kendimizi kaptırıp bir ömür “hedef” diye peşinden koştuğumuz şeyler gerçek mi yoksa sadece toplumsal olarak başarı sayıldığı için mi uğraşıyoruz?
Mutlu muyuz bu hedeflere ulaşmak için kan, ter ve gözyaşı dökerken?
Peki ulaştığımızda tatmin oluyor muyuz?
Yoksa başkaları ile kıyaslar yaparak suni mutluluklar mı yaratıyoruz kendimize?
Bu hayata gelmemizin gerçekten her birimiz için özel başka bir anlamı olabilir mi?
Kendimiz için ne istediğimize gerçek anlamda kendimiz mi karar veriyoruz yoksa farkında olmadan birilerinin hayallerini ödünç alarak mı yaşıyoruz?
İç sesime ulaşabilirsem kendi yaşam hedefimi söyler mi bana?
Kafamın içindeki tüm sesleri bastırdığımda duyabilir miyim bana fısıldarsa?
Beni mutlu edecek, hayalini kurduğum yaşamdaki “kendi” hedefimi bulabilir miyim?
(Birkaç ay sonra…)
Ben tanıdığım ve tanımadığım başka insanların hayatlarına dokunup, onlara umut ve neşe verebilmenin hayalini kurup bu hayalle mutlu oluyorum.
Ben de -tıpkı bana bunu getiren diğer insanlar gibi- bu hayatta bir yerlerde unutulan ya da kaybedilen umudu insanlara götürmek istiyorum.