Doğru Frekans Neydi?
Huzuru yakalamak için önüme ne gelirse bütün kaynakları obez gibi tükettiğim bir dönemdi. Kitaplar, videolar, quote’lar, ve müzikler… Arka fonda artık ne yaparsam yapayım (kitap okurken, yürürken, yemek yerken, renklerine göre ayırdığım çamaşırlara istemeden ırkçılık yaparken, …) sürekli 478 ila 999 arası değişen Hz’lerde (bu arada bu Hz açıklamasını da her gördüğümde ‘Hazreti’ diye okuyorum!) müzikler dinlemekteydim. Pozitifliğimi artırıp negatif düşüncelerden kurtulmamı sağlayacakmış(?!) – ne yapayım bünyemde yetişmemiş olan huzuru bulabilmek adına her yolu denemeye çalışıyordum.
Diğer yandan da, bunca zamandır içimde büyüyen soruyu düşünmeden de edemiyordum: “Bu tür şeyleri dinlerken acaba kendini daha gergin hisseden veya her dakika rahatlıyor muyum yoksa işe yaramıyor mu diye nabzını ve zihnini kontrol etmeye çalışan benim dışımda başka insanlar (yoldaşlar) da var mıydı? Çünkü ben sürekli kendime “pozitif hissetmeye başladım mı?”, “pozitifliğe vardım mı yoksa fark etmeden geçtim ve rota yeniden mi oluşturuldu?” diye diye stres kat sayımı müziğin de etkisi ile daha fazla artırıyor olabileceğimden endişeliydim.
Bu müzikle meditasyon seanslarında kalp ritmim sürekli düzensiz atıyordu. Şahsen itiraf etmem gerekirse Ed Sheeran dinlerken kendimi daha mutlu ve huzurlu hissediyorum gibime geliyordu! Belki benim frekansım da bu kızıl saçlı neşeli adamın Hz ayarlarına uyumluydu kim bilir? 🙂
— (Altı ay sonra…) —
Sonunda anladım sanırım.
Dünyayı ve her şeyi kafanda siktir ettiğinde doğru frekansa geliyormuş insan.
Mesele ne dinlediğin değil, ne düşündüğün… Ya da ne düşünmediğin… Anahtar ordaymış meğer.